Kullanıcı Girişi
Kullanıcı Adı :
  Şifre :
   
[Şifremi Unuttum] [Yeni Üyelik]
Ana Sayfa Editör Hakkımızda Arşiv Resim Galerisi Duyurular Yazarlar Arama Satış Noktalarımız İletişim
 
KONULAR
  Arıcılık
  Arıtma
  Atıklar
  Biyoçeşitlilik
  Biyografi
  Biyoloji
  Botanik
  Buzullar
  Çevre
  Çevre Eğitimi
  Çevre Kirliliği
  Çevre Yönetimi
  Coğrafya
  Dalyan
  Deneme
  Doğa
  Doğal Ürünler
  Eğitim
  Enerji
  Evren
  Evren
  Fuar
  Gezi
  Gıda
  Haber
  İklim Değişikliği
  İletişim
  Jeoloji
  Kalkınma
  Katı Atıklar
  Kent
  Kimyasal
  Kirlilik
  Kültür
  Mikrobiyoloji
  Müze
  Organik Tarım
  Peyzaj
  Psikoloji
  Radyoekoloji
  Röportaj
  Rüzgar enerjisi
  Sağlık
  Sanat
  Spor
  Su
  Su Ürünleri
  Sulak Alan
  Tanıtım
  Tarih
  Tarım
  Teknoloji
  Temiz Enerji
  Toprak
  Turizm
  Yeşil İşler
  Zooloji



 



Başlık : çevre Eğitiminde Yeni Yaklaşımlar
Yazar : Dr. Nurettin YÜREK    
Sayı : 13. Sayı (Ocak - Mart 2007)
Konu : Eğitim


Canlı türleri ve fiziksel çevre arasındaki ekolojik ilişkiler ekosistemleri meydana getirir. Insan hayatının devamı ancak bu ekosistemlere bağlı olarak gerçekleşebilmektedir. Insanlar tarafından kullanılan değişik gıda ürünleri, ilaç hammaddeleri, enerji kaynakları ve endüstriyel ürünler yeryüzünün değişik ekosistemlerinden elde edilmektedir. Günümüzde kullanılan ilaçların % 25`ten fazlasının hammaddesi tropikal bitkilerden elde ediliyor. Amerika Birleşik Devletleri`nde ise doğal kaynakların kullanıldığı ilaç oranı % 40 civarındadır. Gelecek 20-30 yılda, bir milyondan fazla bitki ve hayvan türünün yok olacağı tahmin edilmektedir. Bunun birinci sebebi, insanlar tarafından meydana getirilen çevresel değişimlerdir. Her gün ortalama 100 canlı türünün yok olduğu öne sürülmektedir ki bu oran normal kabul edilenden 1000 kat daha fazladır.

Ekolojik çalışmalarla ortaya konulan, çevre kirliliği ve türlerin yok olması gibi konuların halkın dikkatini çekmesi 1960`lı yıllara rastlar. Tam olarak ifade edilmeyen ya da gündeme getirilmeyen insan faaliyetleri sonucu oluşan çevresel değişimler ve ekolojik dengenin bozulması, yine 60`lı yıllarda, çevreci bazı kuruluşlar, medya ve bir dereceye kadar da hukukçuların gündemine girmeyi başarmıştır.

Gelişmekte olan ülke insanları için ekonomik ve sağlık problemlerinin ilk sırada yer aldığı, bu yüzden de gelecek nesiller için çevrenin korunmasını öncelikli problem olarak görmedikleri öne sürülmektedir. Ayrıca bazı gelişmiş ülkelerin, gelişmişlik düzeyine ulaşırken kendi biyolojik çeşitliliğini yok ettiği de bir gerçektir. Gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer alan ülkemizin sahip olduğu biyolojik zenginliğini kaybetmeden, gelişimine devam edebilmesi için toplumun, özellikle gençlerin, koruma bilinci geliştirecek şekilde eğitilmesi, gelecek nesiller için çok büyük önem taşımaktadır.

Yeni Ekolojik Paradigma

Bir bilim olarak ekoloji, canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini incelemektedir. Çevre eğitiminde ise asıl amaç; ekoloji biliminin temel kavramlarını ve bilim adamlarının çalışmalarından çıkan sonuçları bir takım işlemlerden geçirerek öğrencilere aktarmak değildir, olmamalıdır. Ã?evre eğitimi son 30 yılda, sadece hedefler değil, temel prensipler ve terimler bazında da büyük değişimler geçirerek diğer eğitim şekillerinden farklı kabul edilmeye başlanmıştır. Günümüzde hakim olan insan merkezli çevre anlayışıyla ekolojik problemlerin üstesinden gelinemeyeceği öne sürülmektedir.

21. yüzyılda  "gelişmişliğin" yanında "sürdürülebilirlik" kavramının önemini giderek arttıracağı düşünüldüğünde, insan ve doğa arasındaki ilişkilerde dengenin bulunabilmesi için ekolojik farkındalığı arttıracak yeni bir kavrama, yeni bir bakış açısına ve anlayışa ihtiyaç duyulduğu; ayrıca yine insan ve doğa arasındaki uyumlu birlikteliğin ve işbirliğinin özünün tam olarak ortaya konmasının gerekliliği, araştırıcılar tarafından ifade edilmektedir. Uluslararası literatür tarandığında "Yeni Ekolojik Paradigma" ismi verilen bir yaklaşımın, ekolojik farkındalık oluşturmadaki önemi ve ülkelerin sürdürülebilir gelişimine katkı yapacak şekilde çevre eğitiminde kullanılabilirliği temelinde bir çok çalışma olduğu görülmektedir. 70`li yıllarda gündemde olan "çağdaş sosyal paradigma" kavramı yerine "ekolojik paradigma" kavramının kullanılmasını ilk kez Priages ve Ehrich isimli bilim adamları öne sürmüşlerdir.  "Yeni Ekolojik Paradigma" ise Priages ve Ehrich`in önerileri paralelinde, ilk olarak Dunlap ve Van Liere tarafından 1978 yılında geliştirilmiştir. O dönemde gündemde olan "Baskın Sosyal ParadigmaÂ" ilkelerinden büyük oranda yararlanıldığı yazarları tarafından ifade edilmektedir. Yine adı geçen araştırıcılar tarafından geliştirilen ve sonuçları 1978`de yayımlanan "Yeni Ekolojik Paradigma `lçeği" temelde insan ve çevre arasındaki ilişkileri ölçmek için kullanılmaktadır. Çvre eğitiminde, yukarıda da ifade edildiği gibi insanı merkez alan çevre yaklaşımları öğrencilerin (toplumun) doğru ve istenilen şekilde eğitilmesine olanak sağlayamamaktadır. Insanın, kendisi dışındaki diğer canlılardan, ya da doğadan, ayrı görülmesi, doğanın hakimi addedilmesi, her canlının insan için var olduğu düşüncesi, ekolojik farkındalığın yeterli olabilecek düzeyde olgunlaşması önündeki engeller olarak görülmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken husus canlılar içinde en gelişmiş olanın, insan olduğu gerçeğinden uzaklaşmak değildir. Insanın birey olarak kendini herşeyin hakimi sayması, diğer canlılara (doğaya) gereği kadar değer vermemesi ve sonunda doğayı sömürülecek bir meta gibi görmesinin yanlışlığıdır.

Elbette ki insan, hangi açıdan düşünülürse düşünülsün, diğer canlılardan farklıdır, farklı olmalıdır. Ancak bu fark, doğayı sömürme anlamında kullanıldığında, çevre ile ilgili problemler arka arkaya gelmektedir. Işte bu noktada sorgulanması gereken, çevre eğitiminde içeriğin ne olması gerektiğidir. Yeni ekolojik paradigma ismiyle özdeşleşen çevre anlayışı, insan ve çevre arasında ilişkileri temel almaktadır. Canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle ilişkilerinden ziyade, insanın doğayla ve/veya diğer canlılarla ilişkilerinin nasıl olması gerektiği üzerinde duran bir anlayıştır. Bu anlayışın özünü "insan doğadan ayrı değil onun bir parçasıdır" şeklinde özetlemek mümkündür.

Bize göre çevre eğitiminde ulaşılmak istenen hedefler bu yeni anlayışın öngördüğü değerlere paralel olmalıdır. Ya da bunlar ulaşılmak istenen nihai hedef olarak belirlenip müfredat programları bu bağlamda ele alınmalıdır. Çözüm, insan merkezli bir doğa anlayışı değil, insanı merkeze koyan bir çevre eğitimidir.

Bütüncül Doğa Anlayışı: Bütüncülük

Yeni ekoloji paradigma ilkeleri ile örtüşen diğer bir yaklaşım bütüncülüktür. Bu yaklaşım, insan ve doğanın bir bütün olduğunu, birbirini tamamladığını, birinin diğerinden ayrılamayacağını öngörür. Bazı araştırıcılar bu ilkeleri ile çevre eğitiminde ulaşılmak istenen hedefler için bütüncülük anlayışının gerekliliği üzerinde durmaktadırlar. Her iki anlayışta da canlılar bir bütün olarak kabul edilmektedir. Doğaya ve canlılara değer atfetme canlılar içinde yalnızca insana özgüdür. Bu yüzden bütünlük içerisinde insan mutlaka olmalıdır. Buradaki zorluk insanın bütünün içinde, onun tamamlayıcısı olmasının yanısıra, bütünü oluşturan diğer parçaların değerini takdir etmedeki güçlüğüdür. Bu güçlük sadece diğer canlılarla ilgili değil, insan toplumları için de mevcuttur. Yani insan her zaman "en önemli" "en önde" en.. vs. olmak istediğinden bazı hatalara düşmektedir. Çevre eğitimi bağlamında düşünüldüğünde bu hataların sonucunda ekolojik problemlerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Insanın kendini her şeyden üstün görmesi ise bu hataların en büyüğü kabul edilmektedir. Işte bütüncülük anlayışı, insanın bir birey olarak  değer`inden çok diğer insanlar başta olmak üzere bütün canlılar, hatta cansızlarla bir bütün teşkil ettiğini savunmaktadır. Bu anlayışta bütünü oluşturan parçaların her birinin ayrı ayrı ve bütünlük içerisinde kendine özgü anlamları vardır. Ekolojik denge ve canlıların birbirleriyle ilişkileri açısından düşünüldüğünde bütüncül yaklaşımın haklılığı bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Canlı-cansız her varlık sistemin bir parçasıdır ve gereklidir. Insana düşen ise, sistemi ekolojik farkındalık ölçüsünde değerlendirerek ona göre davranmaktır.

Benmerkezcilik`(Egosantrizm)den 

Doğamerkezcilik`(Ekosantrizm)e

Yeni ekolojik paradigma ve bütüncül doğa anlayışını tamamlayan üçüncü kavram doğamerkezciliktir. Bu anlayışta, bütüncül yaklaşımda olduğu gibi, insanı Â?benmerkezÂ?inden kurtarmak temel alınmıştır. Yaptığımız araştırmalar ve bazı uluslararası çalışmalarda,  insanın kendini doğadan "ayrı" görme eğiliminde olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu ayrı görme zaman içerisinde kendini her şeyin merkezinde görme şekline bürünmektedir. Yukarıda ifade edildiği gibi her şeyin kendi etrafında döndüğü yanlışına kapılan insan, kendinin gerçek değerini takdir edememenin yanında diğer varlıklara da gerektiği ölçüde anlamlar yükleyememektedir. Bundan sonra kendine faydalı olan canlılara "faydalı" ya da korunması gereken; diğerlerine ise "gereksiz" nazarıyla bakmaktadır. Doğamerkezci anlayışa göre, insanın doğaya ve canlılara bakışı gerekli-gereksiz şeklinde değil, var olan sistemi anlamak şeklinde olmalıdır. Insan dahil hiçbir canlı doğanın merkezinde değildir. Insan, evrensel yazılım şeklinde işleyen bu sistemin olsa olsa en değerli parçalarından biridir. O, bu sistem içerisinde dünyaya gelmekte, bu sisteme bağlı olarak hayatını devam ettirmekte ve bir şekilde bu sistemden çıkmaktadır.

Aynı süreçler bütün canlılar için geçerlidir. Bu süreçte hiçbir canlı dünyaya gelmeden önce, geleceği zamanı, ebeveynini, hangi tür canlı olarak ve nerede dünyaya geleceğini bilemez. Sonuçta, dünyaya gelirken Â?insanÂ? olmayı seçemeyen insan, öncelikle bunu anlamaya çalışmalı ve sonra bakışlarını diğer canlılara çevirmelidir.

Yeni Ekolojik Paradigma Temelinde Bütüncül-Doğamerkezci Çevre Eğitimi

UNESCO`nun organize ettiği, 1975 yılında Belgrat`ta başlayıp 1997 yılında Selanik`te sonuncusu yapılan hükümetlerarası konferanslarda özel olarak çevre eğitimi konusu ele alınmıştır. Bu konferanslardan çıkan önemli sonuçlardan biri; çevre eğitiminde hedefin, mevcut insan merkezci anlayışın doğamerkezci bilinç şeklinde yeniden yapılandırılmasının istenmesidir. Bu yapılanmada bütüncül anlayışın temel alınması öngörülmüştür. Polonya`dan bir araştırıcı ise insan ve doğa arasındaki uyumlu birlikteliğin ve işbirliğinin ancak ekoloji, bütüncül ve evrensellik üçlüsüyle sağlanabileceğinin altını çizmektedir. Ülkemizin ve gelişmekte olan ülkelerin sahip oldukları biyolojik zenginliklerini kaybetmeden gelişimlerine devam edebilmeleri için böyle bir çevre anlayışıyla eğitilmelerine ihtiyaç vardır. Insan ve doğa arasında kopmuş bulunan iletişim, belki bu sayede kurulabilir ve problemlerin üstesinden gelinebilir.



  İlgili Resimler  

 





 
 
© Copyright 1991-2010 Ekoloji. Mürselpaşa Bulvarı 1265 Sokak No:10/10 Basmane-Konak-İZMİR/TÜRKİYE
Tel: 0 (232) 445 99 99 Fax: 0 (232) 445 31 31
E-posta: editor@ekolojimagazin.com
Forex Robotu | Expert Advisor Forex Search Engine